Asya/Pasifik’te çatışma mı uzlaşma mı?

  • 30 Kasım 2016
Asya/Pasifik’te çatışma mı uzlaşma mı?

Çin ve ABD arasındaki dış ticaret rakamlarının muazzam bir şekilde Çin lehine olduğu düşünülürse, Amerikan ekonomi çevreleri ve bilhassa siyaset-yapıcılarındaki Çin korkusunu da anlamak gerekiyor. Geçen yılın rakamlarına göre ABD-Çin ticaretinde rakamlar yaklaşık 366 milyar dolar ile Çin lehine verilen ve gittikçe de büyüyen bir dış ticaret açığına işaret ediyor. Çinliler ABD'ye yaklaşık 482 milyar dolarlık mal satarken, Amerikalıların Çin'e ihracatı yalnızca 116 milyar dolarda kalmış gözüküyor.

Trump'ın Rusya ile geliştirmesi beklenen yeni diplomasi, Çin ile olan ilişkilere de yeni bir soluk getirebilir. Bilindiği üzere Çin ve Rusya'nın son yıllarda bölgede sürdürdüğü ekonomik ve güvenlik temelli ilişkiler Amerikan varlığını bölgeden çıkarmak üzerine kuruludur. Putin ve Xi her fırsatta Rus-Çin stratejik ortaklığını daha da derinleştirmekten bahsederken, açıkça söylenmese de bu ortaklığın bölgede ABD'ye karşı giderek askeri bir işbirliğine dönüştüğünü görmek gerekiyor. Trump önderliğindeki ABD dış politikası ya gerçekten Rusya ile sözü edilen yeniden yumuşama döneminin önünü açarak bu işbirliğini yavaşlatacak ya da seçim kampanyasında sözü edilen vaatler ile Çin'i tamamen ötekileştirip, marjinalleştirerek Pekin-Moskova hattını güçlendirecek. Ancak burada tek bilinen ne Pekin'in ne de Moskova'nın Washington'ın şahin politikalarına daha fazla boyun eğmeyeceği.

Amerikan dış politikası her zamankinden daha çok sağduyu ve realpolitik ile idare edilmek durumunda olduğu bir döneme girmektedir. Ancak yeni başkan Trump şimdiye kadar popülist Amerikan milliyetçiliğinin sarhoşluğundan kendini kurtarıp, daha analitik ve ayakları yere basan bir söylem geliştirebilmiş değil. Trump bunu başardığı oranda normal bir başkan portresi çizebilir, aksi bir senaryoda seçim propagandasını başkanlığına da taşırsa, o zaman Chomsky'nin bütün dünya için yaptığı uyarılara kulak asmamız gerekecek.

Asya/Pasifik’te çatışma mı uzlaşma mı

Eşref Yalınkılıçlı | Yeni Şafak Gazetesi, Yorum | 30 Kasım 2016

Yaklaşık bir yıllık secim maratonunun ardından dünya kamuoyu bir sonraki Amerikan başkanının Cumhuriyetçi aday Donald Trump olacağını bu ay başında yapılan seçimlerin sonucunda öğrenmiş oldu. Trump Amerikan ve dünya medyası başta olmak üzere, seçim üzerine yorum ve yayın yapan değişik çevreleri yanıltırcasına ve belki de sürpriz bir şekilde Demokrat aday Hillary Clinton'ın önünde ipi göğüslemeyi başardı. Sivri dili, düz mantığı ve beklenmedik popülist çıkışlarıyla Amerikan sağ seçmeninin teveccühünü kazanan milyarder iş adamı Trump, hem Amerika hem de dünya için farklı bir başkan profili çizeceğe benziyor.

Amerikan başkanlarının icraatlarının yalnızca Amerikan kamuoyunu ilgilendirmediği, aksine tüm dünyanın takip ettiği politikalar olduğu düşünülürse, Trump'ın başkanlığının gelecek dört yılda dünya siyasetinde önemli değişimler ve yankılar yapması beklenebilir. Amerikalı siyaset eleştirmeni Noam Chomsky Birleşik Devletler'deki başkanlık seçimlerinin dünyada yaratacağı etkilere binaen ve bilhassa Trump gibi sıradışı adayların ortaya çıktığı bir siyasal konjonktürde tüm dünya vatandaşlarının Amerikan seçimlerinde oy kullanması gereğine işaret etmişti.

TRUMP'IN ÇİN'E KARŞI ÖRECEĞİ SET: TİCARİ KORUMACILIK

Amerikan seçimleri ve başkanlarının dünya siyasetine yön verdiği düsturundan hareketle Trump'ın başkanlığındaki bir ABD dış politikasının dünyanın en kalabalık ülkesi ve ikinci büyük ekonomisi olan Çin Halk Cumhuriyeti ile yürüteceği diplomasi şimdiden merak konusu olmaya başladı. Zira Trump seçim kampanyası boyunca Çin ile ilişkilere dair özellikle ekonomi ve ticaret üzerinden dışlayıcı bir dil kullandı. Başkan seçildiği takdirde Çin mallarını Amerikan piyasasına sokmayacağını ve ithal edilen Çin ürünlerine % 45 gibi yüksek oranlarda gümrük vergisi koyacağını taahhüt eden Trump, Çin'i Amerikan para piyasasını manipüle etmekle de suçladı.

Dış politikasının ekonomik ayağında Çin ve Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması (TPP) bağlamında korumacı bir ekonomik siyasa takip edeceğini açıklayan Trump, Çin'in önlenemez yükselişi ya da dış ticari ilişkilerindeki mukayeseli üstünlüğüne bu şekilde balta vurmayı hedefliyor.

 

Çin ve ABD arasındaki dış ticaret rakamlarının muazzam bir şekilde Çin lehine olduğu düşünülürse, Amerikan ekonomi çevreleri ve bilhassa siyaset-yapıcılarındaki Çin korkusunu da anlamak gerekiyor. Geçen yılın rakamlarına göre ABD-Çin ticaretinde rakamlar yaklaşık 366 milyar dolar ile Çin lehine verilen ve gittikçe de büyüyen bir dış ticaret açığına işaret ediyor. Çinliler ABD'ye yaklaşık 482 milyar dolarlık mal satarken, Amerikalıların Çin'e ihracatı yalnızca 116 milyar dolarda kalmış gözüküyor.

 

Hal böyleyken Amerikan piyasalarındaki Çin karşıtlığının Trump'ın seçim kampanyasının bir parçası olmayacağı düşünülemezdi. Aslına bakılırsa ekonomik olarak Çin karşıtlığı ABD'de çok da yeni bir olgu değil ve son yirmi yıldaki bütün başkanların ya seçim kampanyalarında ya da başkanlıkları süresince başvurdukları verimli bir meşruiyet alanı haline geldi. Trump'ın da bu alanı olabildiğince kullanması pek de anlaşılmaz bir durum olmasa gerek.

ÇİN'İN CEVABİ: TİCARİ YAYILMACILIK

Peki, Trump seçim kampanyası boyunca vaat ettiği gibi Çin'i ticari korumacılık ile hizaya getirebilir mi? Bu soruya cevap vermek için Trump'ın başkanlığının ilk iki yılını görmek gerekecek, ancak yukarda da bahsettiğimiz rakamlar Washington yönetiminin şimdilik Pekin'e karşı konumunun pek de güçlü olmadığını gösteriyor. Dahası Çin için ABD bu kıtada tek alternatif ülke konumunda da değil, zira Çin'in Latin Amerika ile geliştirdiği ekonomik ilişkiler herkesçe malum ve buraların Amerikan geleneksel arka bahçesi olmaktan yavaş yavaş çıkıp Çin'in ekonomik pazarlarına dönüştüğünü görmek gerekir.

Bu minvalde Trump yönetimindeki ABD dış politikası Çin'in Amerikan piyasası ve dış ticaretindeki etkinliğini kırarken, Latin Amerika ile Pekin arasında örülen sıkı ekonomik ittifakların da önüne geçmesi gerekecek. Trump'ın aksine Latin Amerikalı liderler geçen hafta sonu Peru'nun başkenti Lima'da düzenlenen Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği (APEC) zirvesinde korumacılıktan ziyade, açıklık, liberalleşme ve birbirine eklemlenmiş Pasifik ticaretinin önemine vurgu yaptılar.

 

Bu bağlamda Trump'ın bir 'felaket' olarak nitelediği TPP anlaşmasının devamından yana tavır koyan APEC ülkeleri, Asya ve Amerika kıtaları arasında her ne pahasına olursa olsun bir serbest ticaret bölgesinin kurulmasına desteklerini açıkladılar. Şayet Trump yönetimini bu girişimi göz ardı ederse, Xi Jinping liderliğindeki Çin ve Vladimir Putin önderliğindeki Rusya daha önce Obama yönetimince kendilerini dışarda bırakarak 12 ülkenin katılımıyla gerçekleştirilen bu anlaşmayı kendi katılımlarıyla yeniden ele alabilirler. Bu ise Trump'ın popülist korumacılığının Çin'i caydırmak bir kenara, orta vadede Asya-Pasifik stratejisinin ekonomik
ayağının işlevsiz hale gelerek Amerikan çıkarlarına zarar verebilecek bir duruma dönüşebilir.

 


Şüphe yok ki Amerikan dış politikasına yön veren derin devlet aklı ve ekonomik çıkar lobileri bir yerden sonra duruma müdahil olarak Trump'ın korumacı duvarlarının Çin ile yapılan ticarete set çekmek isterken, Amerikan çıkarlarını tehlikeye atmasının önüne geçecektir. Bu durum Amerikan dış politikasının kurumsal ve bütüncül vizyonu ile açıklanabilir ve herkes iyi bilir ki Amerika'da başkanlar değişse de dış politikasının saikleri bu değişimlerden temelden etkilenmez.

ASYA-PASİFİK'TE ÇİN-RUS İTTİFAKI

Diğer taraftan Trump'ın muhtemel Çin politikasının ayağını sadece ekonomik korumacılık, ticari rekabet ve finansal tedbirler oluşturmuyor. Geleneksel Çin-ABD ilişkilerinden devralınan Güney Çin Denizi problemi, bölgedeki silahlanma yarışı, iklim değişikliği ve küresel ısınma konusuyla beraber ABD'nin Çin'e demokrasi ve siyasal liberalizm ihraç etme isteği yeni dönemde de ikili ilişkilerin seyrine yön verecek. Filipinler devlet başkanı Rodrigo Duterte'nin geleneksel Amerikan yöneliminden çıkarak, Güney Çin Denizi sorununda Çin ile daha yapıcı bir diyalog geliştirmesi Washington'ın bölgedeki planlarını akamete uğratabilir.

Şimdiye kadar bölgede Çin'e karşı sorunun parçası olan diğer ülkelerin garantörü gibi hareket eden ABD'nin Filipinler'deki Batı-karşıtı yönetimin Pekin ile geliştireceği ilişkilerin düzeyine göre Güney Çin Denizi'ndeki konumu daha da zayıflayabilir. Trump yönetimini bu anlamda Obama döneminden daha çetrefilli bir Asya-Pasifik bölgesi bekliyor ve Cumhuriyetçilerin Çin karşısında askeri anlamda ne kadar ön alıcı olabileceği sorusu ise orta ve uzun vadede bölgedeki çatışma risklerinin iyi idare edilmesine bağlı gözüküyor.

 

 

Diğer taraftan, Trump'ın Rusya ile geliştirmesi beklenen yeni diplomasi, Çin ile olan ilişkilere de yeni bir soluk getirebilir. Bilindiği üzere Çin ve Rusya'nın son yıllarda bölgede sürdürdüğü ekonomik ve güvenlik temelli ilişkiler Amerikan varlığını bölgeden çıkarmak üzerine kuruludur. Putin ve Xi her fırsatta Rus-Çin stratejik ortaklığını daha da derinleştirmekten bahsederken, açıkça söylenmese de bu ortaklığın bölgede ABD'ye karşı giderek askeri bir işbirliğine dönüştüğünü görmek gerekiyor. Trump önderliğindeki ABD dış politikası ya gerçekten Rusya ile sözü edilen yeniden yumuşama döneminin önünü açarak bu işbirliğini yavaşlatacak ya da seçim kampanyasında sözü edilen vaatler ile Çin'i tamamen ötekileştirip, marjinalleştirerek Pekin-Moskova hattını güçlendirecek. Ancak burada tek bilinen ne Pekin'in ne de Moskova'nın Washington'ın şahin politikalarına daha fazla boyun eğmeyeceği.

 

 

Bunun içindir ki Amerikan dış politikası her zamankinden daha çok sağduyu ve realpolitik ile idare edilmek durumunda olduğu bir döneme girmektedir. Ancak yeni başkan Trump şimdiye kadar popülist Amerikan milliyetçiliğinin sarhoşluğundan kendini kurtarıp, daha analitik ve ayakları yere basan bir söylem geliştirebilmiş değil. Trump bunu başardığı oranda normal bir başkan portresi çizebilir, aksi bir senaryoda seçim propagandasını başkanlığına da taşırsa, o zaman Chomsky'nin bütün dünya için yaptığı uyarılara kulak asmamız gerekecek.

İLGİLİ YAZILAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
264309image1
KYB’li yetkili: Türkiye gelip PKK’yi alsın

Maliki Irak sisteminde güçlü bir adam. Bağdat'la sorunları çözmek istiyorsak Maliki'yle de konuşmamız lazım. Değişim...

trump11
Gilbert Achcar: “Trump Kürtlere dost olmayacak”

Trump'ın zaferi küresel bir temayülün parçası: Aşırı sağın yükselişi. Aşırı sağın daha önceki yükselişine 1970'lerde tanık olmuştuk,...

alatliic
Alev Alatlı: Trump’ı ıslah edecekler

Trump'ı getiren, Obama'nın kararsızlık izlenimi veren, coşkusuz yönetimi oldu derim. Rahmetli Aytunç Altındal'ın yıllar önce...

Kapat