Trump Batı’yı Çökertebilir mi?

  • 21 Kasım 2016
Trump Batı’yı Çökertebilir mi?

"Amerikan işçi sınıfını ekonomik açıdan zorlamakta olan artan gelir eşitsizliğinin sebebinin küreselleşme olduğu inanışından kaynaklanıyor. Fakat Amerikan işçilerinin ekonomik sıkıntılarının asıl sebebi, zenginlere fayda sağlayan teknolojik yenilikler ile vergi ve harcama politikalarıdır.

Trump’ın başkanlığı, varoluşsal bir tehdit de oluşturuyor. Müslümanlar, Meksikalılar, kadınlar ve engelliler de dâhil olmak üzere, ötekileştirilmiş gruplarla ilgili yaptığı küçümseyici yorumlar, Amerika’nın kimliği ve dünyadaki yerine temel oluşturan ve Batı ülkelerini birbirine bağlayan değerleri tehlikeye atıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD liderliğinin çöküşünün, 1945 sonrası küresel düzenin sonunu ne kadar kısa sürede getirebileceğini fark eden tek lider gibi görünüyor (…) Tıpkı Merkel gibi, biz de Batı’nın temsil ettiği ve başardığı şeyleri savunmalıyız.

Doğu ve Orta Avrupa'daki Rus maceraperestliğine karşı olan katı duruşumuzu sağlamlaştırmak zorundayız.

Çin’i ötekileştirmek ve aşağılamak değil, onunla birlikte çalışmak istediğimizi açık bir şekilde belirtmeliyiz."

Trump Batı'yı Çökertebilir mi?

Chris Patten | Project Syndicate | 13 Kasım 2016

LONDRA – Tüm siyasî hayatımı, “Batı” olarak adlandırılan yerlerde harcadım. Bu yerler her zaman gerçek anlamıyla “Batı” da değildi: temel olarak Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ni kapsasa da, Avustralya ve Japonya gibi uzak ülkeler de buna dâhildi. “Batı” tanımı daha çok, ortak umutları ve değerleri benimseyen bir toplumu belirtiyordu. Amerika’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonraki küresel liderliğini yansıtan Batı, ABD’nin sert gücü tarafından korunuyor ve yumuşak gücü tarafından şekillendiriliyordu. Ve yeryüzünün en huzurlu ve refah dolu yeriydi.

Batı, çok uzun zamandır, küresel düzenin temelini oluşturmakta. Hatta şimdiye kadar kurulan en başarılı temelin bu olduğunu söylemek mümkün. ABD’nin öncülüğüyle Batı, uluslararası kurumları, iş birlikçi düzenlemeleri ve ortak sorunlara ortak yaklaşımları inşa etti, biçimlendirdi ve destekledi. Dünyanın pek çok yerinde barışın devam etmesine ve refahını artmasına yardımcı olduğu için de yaklaşımları ve ilkeleri milyonlarca takipçiyi cezbetti.

Ancak, Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak seçilmesi, tüm bu sistemi tehdit etmekte. Trump’ın kaba ve yalanlarla dolu kampanyası boyunca yapmaya söz verdiği şeyleri gerçekleştirmesi, milyarlarca insanın yararlandığı ve geliştirmenin on yıllar sürdüğü bu çok yönlü oluşumu baltalayabilir. Amerikalılar ve ondan faydalanan tüm insanlar olarak, hâlâ nefes alıyorken, Batı için savaşmalıyız.

Trump’ın gerçekleştirmemesi gereken şeylerden biri, ticari korumacılığı daha ileri seviyeye taşımaya çalışmak. Serbest ticaret anlaşmalarının yıkılması ve yeni anlaşmalar yapmaktan kaçınılması, Amerikan işçi sınıfını ekonomik açıdan zorlamakta olan artan gelir eşitsizliğinin sebebinin küreselleşme olduğu inanışından kaynaklanıyor. Fakat Amerikan işçilerinin ekonomik sıkıntılarının asıl sebebi, zenginlere fayda sağlayan teknolojik yenilikler ile vergi ve harcama politikalarıdır.

Diyelim ki, eğer Trump, Meksika ve Kanada ile olan Kuzey Amerika Ülkeleri Serbest Ticaret Anlaşması'nı (NAFTA) iptal ederse ve Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması’nı reddettiğini ve Dünya Ticaret Örgütü'ne meydan okuduğunu söyleyecek olursa, en başta kendisine oy veren insanlara zarar vermiş olur. Böyle bir durum arkadaşlarını kaybetmesine ve yurt dışında büyük etkiler yaratmasına yol açacaktır.

Trump'ın izleyebileceği bir diğer tehlikeli politika da, Amerika'nın Japonya ve Güney Kore gibi ülkelerle ve aynı zamanda NATO'yla olan güvenlik anlaşmalarından çekilmesi olacaktır. Trump'un çarpık görüşüne göre, ABD, müttefiklerine "bedava" güvenlik sağlamamalı,  bunun yerine onları kendi başlarının çaresine bakmaya terk etmelidir.

Pratikte, böyle bir duruş, istikrarı bozucu nitelikte olacaktır. Doğu Avrupa ve Baltık devletleri, Rusya’nın insafına kalacaktır. ABD’nin güvenlik yardımından mahrum kalan ülkeler, kendi nükleer silahlarını geliştirme yoluna gideceklerinden dolayı, Asya ve Orta Doğu, nükleer silahların yaygınlaşması riski altına girecektir. Trump daha önce bu durumu “kabul edilebilir” olarak değerlendirmişti.

Trump’ın İran’la olan nükleer anlaşmaları ıskartaya çıkarmayı vadetmesi bu konunun tipik bir örneği. İran’ın silah programını yeniden başlatması hâlinde Suudi Arabistan'ın hiçbir şey yapmadan duracağını düşünen var mı? Anlaşmayı eleştirmek – ki bu anlaşma ABD Başkanı Barack Obama'nın büyük bir başarısıydı – kampanyası süresince Trump'a yardımcı olmuş olabilir, fakat gerçek şu ki, anlaşmayı feshetmek dünyayı çok daha tehlikeli bir yer hâline getirecektir.

Trump'ın iklim değişikliğiyle ilgili söylemleri de aynı derecede sorunlu. Trump, sera gazı salınımını azaltmayı ve felaketlere yol açacak olan iklim değişikliğini önlemeyi amaçlayan Paris İklim Anlaşması’nı iptal etme niyetini ilan etti. Değişim sürecini denetlemek için, ABD Çevre Koruma Ajansı’na, açık bir şekilde iklim değişikliğinin varlığını inkâr eden Myron Ebell'i atadı bile.

Trump’ın bu yaklaşımının temeli, insan kaynaklı iklim değişikliğinin, ABD endüstrisini daha az rekabetçi hâle getirmek isteyen Çinlilerin uydurduğu bir aldatmaca olması gibi saçma bir inanışa dayanıyor. Ve bunun, Trump'ın Çin'e yaptığı tek suçlama olduğunu da söylemek zor. Özellikle ticaretle ilgili konularda, Trump’ın Çin’e yönelik düşmanca tavrı, zaten gergin olan bu iki taraflı ilişkide daha fazla hasar oluşma riskini artırıyor ve dolayısıyla çok uluslu Amerikan şirketleri ile ABD’nin müttefikleri için bir tehdit oluşturuyor.

Trump’ın başkanlığı, varoluşsal bir tehdit de oluşturuyor. Müslümanlar, Meksikalılar, kadınlar ve engelliler de dâhil olmak üzere, ötekileştirilmiş gruplarla ilgili yaptığı küçümseyici yorumlar, Amerika’nın kimliği ve dünyadaki yerine temel oluşturan ve Batı ülkelerini birbirine bağlayan değerleri tehlikeye atıyor.

Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD liderliğinin çöküşünün, 1945 sonrası küresel düzenin sonunu ne kadar kısa sürede getirebileceğini fark eden tek lider gibi görünüyor. Trump'ın zaferine verdiği cevap çok etkileyici ve güçlü: "Almanya ve Amerika birbirine, ırk, ten rengi, din, cinsiyet, cinsel yönelim veya siyasi görüşten bağımsız olmak üzere demokrasi, özgürlük, yasalara saygı ve insanlık onuru değerleri ile bağlıdır." Bu değerler temelinde, Trump ile birlikte çalışacağını da açıkladı.

Amerika’nın tüm müttefikleri ve dostlarının da vermesi gereken cevap tam olarak bu. Tıpkı Merkel gibi, biz de Batı’nın temsil ettiği ve başardığı şeyleri savunmalıyız. Trump’ın hukukun üstünlüğünü ve özgür toplum normlarını çiğnemeye yönelik herhangi bir hareketine tepki göstermeliyiz. İnsanlığa büyük faydalar sağlayan serbest ticaret konusunu tartışmalıyız. Ek olarak, İran'la olan nükleer anlaşmanın devam etmesi ve dünya çapında nükleer silahların yaygınlaşmasını önlemek için mücadele etmeliyiz.

Ayrıca, Doğu ve Orta Avrupa'daki Rus maceraperestliğine karşı olan katı duruşumuzu sağlamlaştırmak zorundayız. Özellikle, Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. Maddesi'nde sözü geçen ve ABD’nin hâlâ önderlik ettiği askeri ittifakın Litvanya, Letonya, Estonya ve Polonya için geçerli olduğunu açıkça belirtmeliyiz. (Ayrıca, yıllarca yapılan hataların ardından, NATO'nun Avrupalı üyelerinin toplu savunmamıza yaptıkları katkıyı artırmaları da yardımcı olacaktır.)

Son olarak, Batı’da bizlerin, Çin'in merkantilist (ticaret burjuvazisinin çıkarlarını gözeten ç.n.) politikalarıyla ve ülke içindeki baskıcı yönetim tarzıyla hemfikir olmasak da, Çin’i ötekileştirmek ve aşağılamak değil, onunla birlikte çalışmak istediğimizi açık bir şekilde belirtmeliyiz.

"Batı" fikri, Amerika'nın en büyük başarılarından biridir (fikre diğer pek çok ülke de katkıda bulunmuştur). Amerika’nın, kendi kendine zarar verecek bir eylemde bulunarak, bu asil, pratik ve ilham verici oluşumu tarihin çöplüğüne atması dünya için gerçek bir felaket olacaktır.

Chris Patten kimdir?

Britanya'nın son Hong Kong büyükelçisi. Avrupa Komisyonu Dış İlişkiler eski üyesi. Oxford Üniversitesi yüksek üyesi.

* Bu makale İngilizce aslından Fikriyat.Net tarafından tercüme edilmiştir.

** İngilizce aslı (https://www.project-syndicate.org/commentary/trump-threat-to-the-west-by-chris-patten-2016-11)  adresindedir.

İLGİLİ YAZILAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
firas-pasa
Firas Paşa: PKK/PYD, Kürtlerin gerçek düşmanıdır

"Batı’da DAEŞ, Doğu’da PYD/PKK ve Güney’de Esed ordusuyla aynı anda çatışıyoruz. Lütfen bir kez olsun...

cin-devlet-baskani-si-ve-trump-telefonda-gorustu-2511536
ABD-Çin İlişkileri Trump’la Birlikte Hangi Yöne Gidiyor?

"Yeni Trump yönetimi, Çin üzerindeki baskıları artırmak amacıyla, bu çabaları askeri harekâtla güçlendirebilir. Ancak, Japonya’ya...

ben_oteki_ve_otesi_raflarda_1475129095_821
İbrahim Kalın: Batı’nın söyleyecek bir sözü varsa bizim de var

"Bizler bugün İbni Arabi'nin 'kesrette vahdet' perspektifini yakalamakta zorlanıyoruz. Çünkü çokluk içinde birlik perspektifini yakalamak...

Kapat