ABD-Çin İlişkileri Trump’la Birlikte Hangi Yöne Gidiyor?

  • 17 Kasım 2016
ABD-Çin İlişkileri Trump’la Birlikte Hangi Yöne Gidiyor?

"Yeni Trump yönetimi, Çin üzerindeki baskıları artırmak amacıyla, bu çabaları askeri harekâtla güçlendirebilir. Ancak, Japonya’ya veya Kore Yarımadası'na nükleer silah teknolojisini getirme çabası, Trump'ın kampanyası sırasında kabul edilebilir olarak ilan ettiği bir şey olmasına rağmen, Kuzeydoğu Asya'da dünyanın Kore Savaşı'ndan beri görmediği bir kriz yaratabilir.

ABD ve Çin, her iki tarafın deneyimli, üst düzey yetkilileri ile önde gelen uzmanlarını içeren ortak bir ekip kurmayı düşünmelidir. Bu grup, 2017'de ABD-Çin ilişkileri için bir rota çizebilir, potansiyel çatışmaları belirleyebilir ve gerginlikler kaynama noktasına ulaşmadan önce çözüm önerebilir. 

Uzun vadede ise, ABD ve Çin’in, uluslararası düzenin sağlanması için daha derin bir diyaloğa ve ortak bir vizyona ihtiyaçları var; böylece kendi aralarında rakip bloklar oluşturmak bu ülkelere cazip gelmemeye başlayacaktır.

Trump’ın artık ABD'nin Çin'e yönelik politikasının çerçevesini belirlemek için iş birliği ile çatışma arasında bir seçim yapması gerekiyor. Bu seçim açık olmalı: Uluslararası düzeni iyileştirmek için ortak bir gayrette bulunmak her iki tarafa da fayda sağlayacaktır."

ABD-Çin İlişkileri Trump’la Birlikte Hangi Yöne Gidiyor?

Minghao Zhao | Project Syndicate | 9 Kasım 2016

PEKİN – Donald Trump’ın ABD başkanlık seçimlerindeki şaşırtıcı zaferi, sadece Amerikan politikasını değil, aynı zamanda dünyanın ABD hakkında ne düşündüğünü belirleyen kesin yargıları alt üst etti. Trump artık Amerika’nın uluslararası ilişkilerini yöneten kişi olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda. Ve dünya açısından bu ilişkilerden hiçbirinin, ABD – Çin ilişkileri kadar önem arz etmediğini söylemek mümkün. Ancak, aynı zamanda bu, Trump’ın seçim kampanyası sürecinde hakkında en çok şüphe bıraktığı ilişki durumunda.

Başkanlık seçimlerini kazanan Trump’ın, özellikle de ofisteki ilk yılının, Çin Komünist Partisi’nin önümüzdeki sonbaharda gerçekleştireceği 19. Ulusal Kongre ile aynı zamana denk geleceğini göz önünde bulundurarak, bu iki taraflı ilişkiyi daha da karmaşık hâle getirebileceğini söylemek mümkün. İdeal bir dünyada, hem Trump’ın hem de Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in ABD – Çin ilişkilerini stabil tutmak istemeleri gerekir. Fakat yalnızca Trump’ın Çin’e ve Çin kültürüne karşı nefret dolu açıklamaları değil, aynı zamanda Çin’in Güney Çin Denizi üzerinde hak iddia etmesi ve Kuzey Kore’nin nükleer hedefleri ile ilgili süregelen tartışmalar göz önünde bulundurulduğunda, bunun gerçekleşmesinin bir hayli zor olduğu oldukça açık. Tüm bunlara ek olarak, ABD – Çin ilişkilerinin, Amerika’nın küresel ticaret, doların değeri ve yerli sanayiyi koruma politikalarına ilişkin iç çekişmelere de kurban gitmesi oldukça olası.

Pek çok Çinli gözlemci, Trump’ın ülke içindeki daha önce benzeri görülmemiş ayrışmalarla mücadele etmek zorunda kalacağını kabul ediyor. Artık sadece şoka uğramış Demokratlarla değil, aynı zamanda, açıktan ya da gizli olarak, adaylığına karşı çıkan Cumhuriyetçilerle de uğraşmak durumunda. Bu şartlar altında Trump, Amerika’nın iç sorunlarını çözmenin öncelikli olduğunu vurgulamak zorunda kalacak. Ancak, böyle bir gayreti “Önce Amerika” kampanyası ile karıştırdığı takdirde, ülkede gerilimin daha da artması da ihtimaller dâhilinde.

İç siyasetin ötesinde, uluslararası düzen son yıllarda, ABD-Çin ilişkileri açısından, küresel bağlamı derinden değiştiren çeşitli şoklar yaşadı. Ukrayna ve Suriye’de yaşanan ve sona ermek bilmeyen çatışmalar, ABD ve Rusya arasında yeni bir Soğuk Savaş’ın başladığına işaret ediyor ve tıpkı bu ülkelerde olduğu gibi, diğer ülkelerde de ortaya çıkan karışıklıklar, ulusal ekonomiler ile güvenlik sistemlerine giderek daha fazla zarar veriyor.

Dünyanın önde gelen iki gücü konumundaki ABD ve Çin’in, böyle dengesiz koşullarda nasıl birlikte çalışabileceklerini hesaplamaları gerekmekte. Bugün bu çalkantılı ilişki, yoğunlaşan rekabetin yanı sıra iş birliğini de içeriyor. Şaşırtıcı bir şekilde, ikincisi dünyanın dikkatini birinciye göre daha fazla çekmeyi başarmış durumda.

Başkan Barack Obama, Çin'in komşularındaki ve çevresindeki ABD askeri varlığını güçlendirerek Asya'daki güvenlik ittifaklarını güçlendirmekte ve Güney Çin Denizi'ndeki toprak anlaşmazlıklarına oldukça açık bir şekilde müdahale etmekteydi. Çin’in önde gelenleri ise bu hamleleri, önerilen 12 ülkelik Trans-Pasifik Ortaklık Anlaşması gibi, Çin'i “çevreleme” çabası olarak görmekte.

ABD, Asya'ya yönelik jeopolitik stratejisini yeniden dengelerken; Çin, ekonomisini Avrasya’ya bağlayacak olan "tek kuşak, tek yol" gibi projeler de dâhil olmak üzere yeni güvenlik ve uluslararası kalkınma girişimleri ile küresel varlığını ispatlıyor. Aynı şekilde, ABD'nin var olan uluslararası düzene karşı Çin'li bir araç olarak gördüğü Çin’in liderliğindeki Asya Altyapı Yatırım Bankası, Ağustos ayında katılmak üzere başvuru yapan Kanada gibi müstakbel üyeleri cezbetmeye devam ediyor.

TRUMP YÖNETİMİ ÇİN BASKILARINI ARTTIRABİLİR

ABD ile Çin arasındaki sıfır toplamlı rekabet, iki ülke arasında çıkabilecek bir çatışmayı daha olası hâle getirecektir. Potansiyel bir kırılma noktası, Kuzey Kore'nin nükleer silah programı olabilir. ABD şimdiden, gelişmiş balistik füze savunma sistemleri vasıtasıyla Kuzey Kore'nin kendisine veya Güney Kore'ye saldırmasını engellemeye yönelik önlemler alıyor. Yeni Trump yönetimi, Çin üzerindeki baskıları artırmak amacıyla, bu çabaları askeri harekâtla güçlendirebilir. Ancak, Japonya’ya veya Kore Yarımadası'na nükleer silah teknolojisini getirme çabası, Trump'ın kampanyası sırasında kabul edilebilir olarak ilan ettiği bir şey olmasına rağmen, Kuzeydoğu Asya'da dünyanın Kore Savaşı'ndan beri görmediği bir kriz yaratabilir.

ABD ayrıca Çin’le Tayvan konusunda da çatışma yaşayabilir. Tayvan ile Çin Anakarası arasındaki ilişkilerde, 1995-1996 Tayvan Boğazı Krizi'nden bu yana oldukça huzurlu bir hava hakim, ancak aynı tarihte o zamanki ABD Başkanı Bill Clinton bir Amerikan muharip uçak gemisi grubunu boğaza göndermişti. Fakat Tayvan, Çin için oldukça hassas – ve duygusal – bir konu olmaya devam ediyor. Eğer adayla olan ilişkiler bozulursa, ABD – Çin ilişkilerinin de aynı yolu takip edeceğini söylemek hiç de zor değil.

ABD – Çin ilişkilerinin rayında gitmesi dünyanın yararına olacaktır, bu nedenle her iki ülke de kendi ulusal çıkarları konusunda daha şeffaf olmalıdır. Açıkça belirlenmiş pozisyonlarla birlikte, her ülke, geçmişte bazı durumlarda onları cezbeden kurnaz güç göstergelerinden kaçınarak, stratejik bir kısıtlama politikası izlemelidir.

ABD ile Çin arasında bir çatışma ortaya çıktığı takdirde, Çin'in modernleşme süreci sekteye uğrayabilir ve Çin halkı, Şi'nin hedefi olarak ilan ettiği "Çin Rüyası"na hiç ulaşamayabilir. ABD açısından ise diplomatik ilişkilerin çökmesi, Mao Zedong'un, Çan Kay Şek'in ABD destekli milliyetçi rejimini 1949'da yenmesi sonrasında kaybettiği düşünülen Çin'in gerçekten de "kaybolduğunu" gösterecektir. Yani, ABD-Çin düşmanlığı, dünya çapında hissedilecek ve iklim değişikliği gibi küresel zorluklarla mücadele edecek olan uluslararası çabaları aksatacaktır.

Kısa vadede bu senaryonun gerçekleşmesini önlemek için, ABD ve Çin, her iki tarafın deneyimli, üst düzey yetkilileri ile önde gelen uzmanlarını içeren ortak bir ekip kurmayı düşünmelidir. Bu grup, 2017'de ABD-Çin ilişkileri için bir rota çizebilir, potansiyel çatışmaları belirleyebilir ve gerginlikler kaynama noktasına ulaşmadan önce çözüm önerebilir. ABD ve Çin, ikili ilişkiler için yeni bir diplomatik çerçeve ile stratejik çatışmalara engel olabilirler.

Uzun vadede ise, ABD ve Çin’in, uluslararası düzenin sağlanması için daha derin bir diyaloğa ve ortak bir vizyona ihtiyaçları var; böylece kendi aralarında rakip bloklar oluşturmak bu ülkelere cazip gelmemeye başlayacaktır. Aynı zamanda ABD ve Çin, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan barındıran uluslararası kural ve kurumları bir reform sürecinden geçirerek "Küreselleşme 2.0"a doğru birlikte çalışmalıdır.

Önümüzdeki yıllar içerisinde, ABD ve Çin arasında bir çatışma çıkması için çok fazla olasılık olsa da, bu iki ülke arasında gelişmiş bir iş birliği kurulması için gereken alan da mevcut. Hatta, Trump’ın zaferinin yarattığı bu koca belirsizlik ortamında, hem ABD’de hem de Çin'de değişen küresel şartlar ve bölgesel jeopolitik ile ülke içinde ortaya çıkan zorluklar göz önüne alındığında, yeni bir ilişkinin, stratejik açıdan her zamankinden daha da fazla öneme sahip olduğunu söylemek mümkün.

Trump’ın artık ABD'nin Çin'e yönelik politikasının çerçevesini belirlemek için iş birliği ile çatışma arasında bir seçim yapması gerekiyor. Bu seçim açık olmalı: Uluslararası düzeni iyileştirmek için ortak bir gayrette bulunmak her iki tarafa da fayda sağlayacaktır.

Minghao Zhao kimdir?

Pekin'de Charhar Enstitüsü'nda araştırmacı, Çin Renmin Üniversitesi'ne bağlı Chongyang Finansal Çalışmalar Enstitüsü üyesi, Asya Pasifik Güvenlik İşbirliği Konseyi Çin Ulusal Komitesi üyesi.

* Bu makale İngilizce aslından Fikriyat.Net tarafından tercüme edilmiştir.

İLGİLİ YAZILAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
ben_oteki_ve_otesi_raflarda_1475129095_821
İbrahim Kalın: Batı’nın söyleyecek bir sözü varsa bizim de var

"Bizler bugün İbni Arabi'nin 'kesrette vahdet' perspektifini yakalamakta zorlanıyoruz. Çünkü çokluk içinde birlik perspektifini yakalamak...

Foto Roberto Monaldo / LaPresse.19-02-2014 Roma.Politica.Camera dei Deputati - Consultazioni del Presidente del Consiglio incaricato Matteo Renzi.Nella foto Beppe Grillo..Photo Roberto Monaldo / LaPresse.19-02-2014 Rome (Italy).Chamber of Deputies - Consultations by Matteo Renzi to form a government.In the photo Beppe Grillo.....
Beppe Grillo: “Amatörler Dünyayı Fethediyor”

"Biz yönetmek istiyoruz ama iktidarı kendi iktidarımızla değiştirmek istemiyoruz. Bir medeniyet, bir dünya vizyonu değişimini...

eski-dedeler-720x400
Orhun’dan Üsküp’e Kardeş Eli: Arnavutluk

" "Enver Hoca’nın yönetimindeki ülkede cami ve kiliseler başta olmak üzere bütün ibadethaneler kapatılıyor. Herhangi...

Kapat