Orhun’dan Üsküp’e Kardeş Eli: Lübnan

  • 16 Kasım 2016
Orhun’dan Üsküp’e Kardeş Eli: Lübnan

"​Ekibimizin Lübnan’daki son durağı ise bir Türkmen köyü olan Kıvaşra oluyor…2009 yılında bölgeyi ziyaret eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu köyde su, elektrik ve okul olmadığını gördüğünde, “Siz susuzsanız Anadolu’da yaşayan Türklere su haramdır. Sizin okulunuz yoksa Anadolu’da yaşayan Türklerin de okulları yok demektir” diyor.

Mevlevihaneler ve Mevleviler;  Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve milli mücadele içinde aktif rol almışlar. Mevlevihaneler geri hizmet amacıyla kullanılan mekanlar olurken, oluşturulan Mevlevi alayları ile Mevleviler de hem askerlere moral vermiş, hem de vatan savunmasına bizzat katılmışlardı. Tıpkı Trablusşam Mevlevihanesi’ndekiler gibi…"

Orhun’dan Üsküp’e Kardeş Eli Belgeseli | Lübnan Bölümü | Mayıs 2011

 

bu denizde ne ölmek var bize
bu denizde ne gam, ne dert, ne keder.
bu deniz alabildiğine muhabbet
bu deniz iyilikten, cömertlikten ibaret.

Mevlâna Celâleddin-i Rûmî

Yolcuğumuz, ortak tarih ve kültürün bizi birleştirdiği bir Ortadoğu coğrafyasına… Doğu Akdeniz kıyısında, eski Osmanlı toprağı, dost ülke Lübnan’a… Yarım bırakılmış, terk edilmiş, boynu bükük eserleri gün yüzüne çıkaran gönüllülere göz olmaya ve seslerini duyurmaya…

Ekibimiz, Türkiye’nin Lübnan’da gerçekleştirdiği sosyal çalışmalara tanıklık etmek için İstanbul’dan yola çıkıyor.

İlk durak, eskiden hac yolu üzerinde bulunan Lübnan’ın ikinci büyük şehri; yüzde 80 oranında Müslüman nüfusuyla Trablusşam oluyor. Osmanlı döneminde Şam Vilayeti sınırları içinde yer aldığından, Libya’daki Trablusgarb’tan ayrılması amacıyla Trablusşam adının verildiği bölge, bugün Lübnan'ın Konya'sı olarak da biliniyor.  

Şehirdeki uğrağımız, eski fotoğraflarından yıkık dökük halini bildiğimiz, şu anda ise yontulan ahşabın kokusunun çalışmalara eşlik ettiği bir mekan. İslam ve tasavvuf alanında ünü dünyaya yayılmış Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin öğretisinin yüzyıllar boyu yaşandığı bir Mevlevihane.

İçeriye madde alemini arkamızda bırakarak giriyoruz.   

Burası, dünya üzerindeki bir çok Mevlevihane’den biri. Suriye’nin Halep kentinden sonra bölgede ikinci büyük Mevlevihane olarak, 1620’de inşa edilmiş. Mevlevîhane’nin kurucusu olarak, Veled Çelebi, Mervî Ahmed Dede’yi gösteriyor.

Ebu Ali deresinin yanıbaşında, yeşillikler içinde inşa edilmiş Trablusşam Mevlevihanesi’nde; semahane, türbe, selamlık kısımları ve derviş hücreleri, atlatılan tüm badirelere rağmen günümüze kadar ulaşmış.

RÖP: Zahir SULTAN – Libya Türk Cemiyeti Başkanı

“Mevlevi tekkesi zaten Türk toprakları burada. İşte Mevleviler o günlerde işte seçtiler zaten bu bölge çok özel bir bölge. Çok ağaçlıydı. Burada binalar yoktu. Şu anda buna görünüyor. O yüzden işte (05:08) ibadetlerini yapabilecek bir yer seçmişler. Hatta ana şehirden uzak.”

RÖP: Suat BAYAR – Mevlevihane Restorasyonu Şefi

"Burada bir su değirmeni varmış. Bu su değirmeninde işte buğday, tahıl öğütürlermiş. Toz haline getirirlermiş. Demek ki Mevleviler çalışan insanlarmış. Eski fotoğraflara baktığımızda şu arkanızda gördüğünüz yapılaşmanın hiç birisi de yokmuş. Burası tamamen her yerden uzak bağımsız yeşillikler içinde, portakal ağaçlarının çam ağaçlarının içinde huzurla ibadet yapılabilecek gözden uzak bir yermiş. Tabii biraz yan tarafını Tiripoli kalesine dayamış, hemen Tripoli kalesi yanımızda. Orada belki şehirden de kopmamış. Ama çok da şehre yaklaşmamış."

Tarihinde birçok ünlü seyyah ve ilim adamı Mevlevihane’yi ziyaret etmiş. 1672 yılında, yolu buradan geçen ve mevlevihaneyi “Mamur, binası güzel, gezilebilir, içinde irem bağı gibi turunç ve gül gülistanı olan bir mekan”  olarak tarif eden Evliya Çelebi de bunlardan biri.

RÖP: Halid TADMORİ – Belediye Meclisi Tarihi Eserleri ve Kültürel Mirası Koruma Komite Başkan

“17. ve 18. yüzyıllara baktığımız seyyahların ya da ressamların yaptıkları vasıflara göre en güzel buldukları Mevlevihane budur. Bizzat Evliya Çelebi burayı ziyaret etmiş 400 sene önce çok güzel sözler sarf etmiştir.”

Mervî Ahmed Dede, Celali Ali Dede, Abdülcelil Dede, Mustafa Dede, Şakir Dede, Ahmed Dede ve Şefik Dede; Mevlevihane’nin tozlu raflardaki tarihine bakıldığında adına rastlanan Şeyhlerden bazıları.

1931 yılında Mevlevihane’nin şeyhliğine getirilen Mehmet Enver Dede ise bugün en çok hatırlananlardan. Gerek Lübnan, gerekse Türkiye’de saygıyla anılan Şeyh Enver Dede’nin oğlu ve torunları, tekkeye ait eski belge ve fotoğrafları günümüze kadar özenle saklamış.

RÖP: Halid TADMORİ – Belediye Meclisi Tarihi Eserleri ve Kültürel Mirası Koruma Komita Başkan- 

“Mevlevi ailesi çok iyi bilinen bir aile Trablus’ta. Onlar da bu sene içinde bir aile derneği gibi bir şey kurdular Mevlevi Ailesi Derneği. Onların da Mevlevihane içinde bir küçük toplantı odaları da olacak.”

Mistik havasıyla içimizi titreten Mevlevihane’yi ve Şeyh Enver Dede’yi bir de onların; oğlunun ve torunlarının ağzından dinlemek üzere yola koyuluyoruz.

RÖP: Riyad Enver MEVLEVİ – Şeyh Enver Mevlevi’nin oğlu

“Babam Mevlevi ayinlerini dini ve sosyal bir şekilde icra ediyordu. Cuma günü akşam namazından sonra zikir yapıyordu. Nisan aylarında dört defa olmak üzere özel Mevlevi ayinleri yapardı. Bu ay Mevlevilik ayıdır. Bu ayinlere çevrenin ileri gelenleri ve alimler katılırdı. Dönemin bakanları ve devlet adamları da bu toplantılara katılırdı. Babamın hem devlet adamlarıyla hem de bölgedeki Hıristiyan din adamlarıyla çok sıcak ve güçlü ilişkileri vardı.”

RÖP: Hind MEVLEVİ – Şeyh Enver Mevlevi’nin torunu 

“Ben dedemi hatırlamaya çalışayım. Çok küçüktüm. Beni sevdiğini, bana şefkatle baktığını hatırlıyorum. Gözlerinden ve yüzünden ne istediğini ve nasıl hareket etmem gerektiğini anlardım. Yumuşak huylulukla tatlı sert karakteri kendisinde bir araya getirmişti. Ondan hem korkar hem de onu çok severdik.”

Hind Mevlevi’nin dedesiyle ilgili anıları bu kadarla da kalmıyor. Geçmiş, Hind Mevlevi’nin hafızasından çıkarak bir anda ete kemiğe bürünüyor.

RÖP: Hind MEVLEVİ – Şeyh Enver Mevlevi’nin torunu 

“Ramazan ayında bizi sahura kaldırmak için hepimizle teker teker ilgilenirdi. Namaza durduğunu ve akrabalarımızın arkasında saf tuttuğunu hatırlıyorum. Vefat ettiği hastalığa yakalandığı zaman doktor çağırmışlardı. Ben avlunun dış kapısında bekliyordum. Doktorun dışarıdan geldiğini gördüm. Ağladığımı hatırlıyorum. Çok önemli bir şeylerin olduğunu hissetmiştim.”

Riyad Enver ve Hind Mevlevi babalarını, dedelerini gördükleri için şanslı. Çünkü Mevlana’nın hoşgörü prensibini hayatına egemen kılmış olan Şeyh Enver Dede’yi tanımış ve onunla yaşama fırsatı bulmuşlar. Dokuzuncu torun olan Hiba Mevlevi’nin içinde kalan ukde de bu: Dedesini bir kez bile görememek…

RÖP: Hiba MEVLEVİ – Şeyh Enver Mevlevi’nin torunu

“Ben şeyh Enver Mevlevi’nin torunuyum. Dedemi hiç görmedim. Ben doğmadan önce vefat etmiş. Dedemi sadece anlatılan hatıralardan biliyorum. Özellikle babamın anlattıklarından. Onun tekkenin son şeyhi olduğunu biliyorum ve bununla gurur duyuyorum.”

Mevlevihaneler ve Mevleviler;  Balkan Savaşı, Birinci Dünya Savaşı ve milli mücadele içinde aktif rol almışlar. Mevlevihaneler geri hizmet amacıyla kullanılan mekanlar olurken, oluşturulan Mevlevi alayları ile Mevleviler de hem askerlere moral vermiş, hem de vatan savunmasına bizzat katılmışlardı. Tıpkı Trablusşam Mevlevihanesi’ndekiler gibi…

Osmanlı çekildikten sonra kaderine terk edilen ama uzun zaman ışığının hiç sönmediği Trablusşam Mevlevihanesi, gün gelip kötü kaderinden kaçamamış. Ve ilk darbeyi 1955’te bir doğal afetle, ikinci darbeyi ise 1972’de başlayan Lübnan iç savaşıyla almış.

RÖP: Halid TADMORİ – Belediye Meclisi Tarihi Eserleri ve Kültürel Mirası Koruma Komita Başkan

"Lübnan’da iç savaş 18 yıl sürdü. 72’den 90 yılına kadar sürmüştür. Bu savaş sırasında Lübnan’ın çoğu şehirleri gibi Trablus’da da büyük zararlar olmuştur. Mevlevihane binası ise iki kez harap oldu. Birincisi 1955 yılında Nehir tufanına uğradı. O zaman kubbesi çatladı. Duvarlarında çatlakla görüldü."

RÖP: Riyad Enver MEVLEVİ – Şeyh Enver Mevlevi’nin oğlu

“Lübnan iç savaşında Mevlevi tekkesi de çok zarar gördü. Ben o zamanlar Hariri başta olmak üzere tüm devlet yetkilileriyle görüşmeler yaptım ama tekkenin yeniden onarılması konusunda bir sonuç alamadım. Bir ara Suudlu bir iş adamı geldi ve aylık 6 bin dolar para karşılığında bu tekkeyi kendilerine devretmemizi teklif etti. Ailemizle istişare ederek bu teklifi kabul etmedik.

Son Şeyh Enver Dede’nin ailesinin 1968’den sonra terk etmek zorunda kaldığı Mevlevihane, Lübnan iç savaşı yıllarında iyice harap hale geliyor.  Bir çok hırsızlık olayına maruz kalan, süslemeli taşlarını, fıskiyesini ve mermerlerini çaldıran Mevlevihane, yine de hayata küsmüyor ve ayakta kalabilen az sayıda duvarı ile bir çok çaresizi bağrına basıp, onlara ev oluyor.

Mevlevihane’nin kaderi, Sultan Abdülhamit tarafından yaptırılan ve yine savaş sırasında tahrip olan Trablus şehrindeki saat kulesinin onarımının gündeme gelmesi ile değişiyor. 2004 yılında, TİKA ile kulenin  tuğra ve armalarının tamiri için işbirliği yapan Trablus Belediyesi, Mevlevihane’nin restorasyonunu da söz konusu ediyor.

Lübnan halkının Türkiye sevgisinin de göstergesi olan bu ilgi, Lübnan’da tespit edilen 1400 civarındaki Osmanlı eserini ihya etme ihtiyacını ortaya çıkarıyor.

Bu aşamadan itibaren Mevlevihane için çalışmalar başlıyor ve imkanlar seferber ediliyor.

RÖP: Halid TADMORİ – Belediye Meclisi Tarihi Eserleri ve Kültürel Mirası Koruma Komita Başkan

“Proje çizimi yaklaşık 1.5 sene sürdü. Mevlevihane güzel mevkiinden ve güzelliğinden yola çıkarak bu açıdan çok şanslıydı çünkü 100 den fazla fotoğrafa rastlayabildik, Ve Gravürler onlardan bazılarını da Türkiye’den temin edebildik. En eski resmi de 1879 yılına ait. Yıldız sarayı Sultan Abdülhamit Arşivlerinden temin edebildik.”

Yapımı yüzde 95 oranında tamamlanan ve teslim edilmesine kısa bir zaman kalan Mevlevihane’nin restorasyon çalışmaları, orijinal hali esas alınarak yürütülüyor. Binanın aslına uygun hale getirilmesi için azami özen gösteriliyor. Bu çalışmalara Türkiye’den gelen bir çok zanaatkar katılıyor. 

Osmanlı’nın barış ve medeniyet nişanesi olan bu eserin bir an önce teslim edilebilmesi için usta ve çıraklar durmaksızın çalışıyorlar. Kütüphanesi, odaları, devamlı sema ayinlerinin ve ibadetlerin yapılması için tasarlanmış semahanesi ile Trablusşam Mevlevihanesi, yüzlerce yıllık ruhu yeniden uyandırmaya talip sanki. Mevlevihane’nin her köşesine nasırlı elleri değen işçilerin yapılan işte büyük emeği var.

Restorasyon çalışmalarını izlerken karşımıza çıkan marangoz Fahri Usta yaptıkları işte ne kadar titizlendiklerini anlatıyor:

Harabeye dönmüş bu kutsal mekana yeniden hayat verenler, Trablusşam Mevlevihanesi’nin yeni çehresini herkese göstermek için sabırsızlanıyorlar. En başta da tabii Türk devletine.

Tarblusşam’da gün sona eriyor ve kapılarını çok yakın zamanda açacağını ümid ettiğimiz Trablusşam Mevlevihanesi’ni arkamızda bırakıyoruz. Yeni durağımız, Beyrut’un güneyinde, Akdeniz sahilinde yer alan 200 bin nüfuslu Sayda şehri

Sayda Şehri

Trablusşam Mevlevihanesi, nefsi terbiye ve ruhlarda açılan yaraları tedavi için kollarını şefkatle Lübnan halkına dolamaya hazırlanıyor. Ya bedenlerde açılan yaralar?

Yıllarca iç savaş ile yaşayan, savaşı günlük hayatın bir parçası haline getiren ve özellikle İsrail saldırıları altında ağır kayıplar veren Lübnan halkının vücudundaki yaralara peki kim, nasıl dokunacak?

Lübnan’da büyük ihtiyaç duyulan, tam teşekküllü hastane sayısı yok denecek kadar az. Lübnan halkının, yaşadığı ağır bombardımanlardan kaynaklanan sağlık sorunları hala çözüm bekliyor. Üstelik 12 mülteci kampında yaşayan 400 bine yakın Filistinlinin de yaraları sarılamamış durumda.

Tüm bunları göz önüne alan Türkiye, Sayda’da büyük bir hastane inşasına girişti.

Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı TİKA’nın öncülük ettiği Türk Travma ve Rehabilitasyon Hastanesi, Lübnan Sağlık Bakanlığı’na 2010 yılı sonunda teslim edildi.  

RÖP: İnan ÖZYILDIZ – Türkiye'nin Beyrut Büyükelçisi

“Türkiye 2006’da burada yaşanan İsrail savaşından sonra Lübnan’a yeniden imar için yaralarını sarması için ilk yardım elini uzatan ülkeler arasında yer almıştır. Bu yardımımız bizim Lübnan’a olan bir parasal taahhüt çerçevesinde iki ana konu üzerinde odaklaşmış durumdadır. Birincisi, bunun tabii bir mantığı var birincisi eğitim alanı ikincisi de sağlık alanı. 

RÖP: Timur GÖKSEL – Ortadoğu Uzmanı / Güney Lübnan'daki BM Barış Gücü eski sözcüsü

“2006 savaşından sonra bence Türkiye’de bir ilgi başladı Lübnan’a karşı. Buranın çektiği sıkıntılar, savaş, gördüğü zarar. Onun üzerine. Biraz da tabii Türkiye’nin Ortadoğu politikasındaki canlanmayla da bağlamak lazım. Hiç görmediğimiz bir ilgi başladı Türkiye’den buraya. ”

Lübnanlı yetkililer hastanenin tamamlanması için gümrük, nakliye ve yerel izinler gibi prosedürleri yerine getirdiler. Sadece Sayda halkına değil, Lübnan’ın tamamına sağlık hizmeti verecek bir hastane, zengin donanımıyla, hazır hale getirildi.

RÖP: Mervan BİZRİ – Sayda Belediyesi Hastane Müdürü (DUBLAJ)

“ Hastane teknik anlamda uluslar arası bir kaliteye sahip. Hastaneyi gezenler, sahip olduğu ileri teknolojik donanım nedeniyle büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Lübnan’da bu anlamda çok büyük bir boşluk vardı. Bu nedenle Türkiye’ye müteşekkiriz.”

Ekibimizin Lübnan’daki son durağı ise bir Türkmen köyü olan Kıvaşra oluyor…

Lübnan’ın kuzeyinde, Suriye sınırına yakın dağ köylerinde Türkmenler yaşıyor. Bu köylerden biri de 4 bin 500 nüfusa sahip Kıvaşra.

Türkiye’den bölgeye ulaştırılmaya çalışılan hizmetlerin bu köylerde yaşayanlar ve Türkiye için büyük anlamı var.

2009 yılında bölgeyi ziyaret eden Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu köyde su, elektrik ve okul olmadığını gördüğünde, “Siz susuzsanız Anadolu’da yaşayan Türklere su haramdır. Sizin okulunuz yoksa Anadolu’da yaşayan Türklerin de okulları yok demektir” diyor.

Bize bu olayı anlatan, Eczacılık eğitimini Türkiye’de tamamlayan Lübnan-Türk Cemiyeti Yönetim Kurulu Üyesi Hıdır Abbas. Kıvaşra’da su deposu yapılmadan önce haftada 2 kez evlerine su verildiğini söyleyen Hıdır Abbas, ekibimizi deponun bulunduğu yere götürüyor.

Kıvaşra’daki Türkmenlerin umudu olan çocuklar Türk Hükümetinin uzattığı eli sımsıkı tutmuşlar. Daha önce okul bulunmayan bölgeye Kızılay tarafından prefabrik bir lise yapılmış. Yolumuz liseye düşüyor, öğrencilerle geçirdiğimiz güzel dakikaların sıcaklığı kameralara yansıyor.

Kıvaşra Köyü’nün öyle bir talebesi var ki, şimdiden mesleğini seçmiş bile. İyi Türkçe konuşan ve bizleri ailesiyle tanıştıran Naif Hıdır, Lübnan’ın Ankara Büyükelçisi olmak istiyor. Bunun için de eğitimini Türkiye’de tamamlamakta kararlı.

RÖP: Naif Hıdır

"Ben Ankara’ya gitmek istiyorum uluslararası ilişkileri okumak istiyorum. İnşallah Lübnan’ın Büyükelçisi Türkiye’de olacağım, Başka bir şey istemiyoruz, Türkiye bize burs veriyor en önemli şey yani.."

Türkiye’nin Lübnan’da, altında imzası bulunan işler bu kadarla kalmıyor  ama tüm çalışmaları göstermeye de bizim zamanımız yetmiyor.

Gönül gözümüzü açan, Trablusşam Mevlevihanesi’nden başladığımız yolculuğumuza, bir Türkmen köyünde Naif Hıdır ve ailesinin sıcak gülümsemesi ile nokta koyuyoruz.        

İLGİLİ YAZILAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
LORIENT, FRANCE:  Photo taken in July 1945 in Lorient, of General De Gaulle (C) shaking hands with children, two months after the German capitulation. Lorient was the largest of the five German Atlantic Coast bases in France during World War II.  AFP PHOTO / FILES (Photo credit should read AFP/Getty Images)
Savaşın Metafiziği

"Büyük savaşlar dünyaya egemen olma savaşlarıdır. ‘Dünyaya nasıl egemen olunur?’ sorusu sorulup cevap aranmaya başlanınca,...

42 yıllık siyası yaşamında Türk Siyasetinin unutulmayan isimleri arasında yer alan Necmettin Erbakan, ölümünün  4. yıl dönümünde çeşitli etkinliklerle anılıyor. Anadolu Ajansı Fotoğraf Arşivi,  85 yaşında hayata gözlerini yuman Erbakan’ın az bilinen fotoğraflarını derledi. Milli Selamet Partisi (MSP) Genel Başkanı Erbakan, 19 Ocak 1979'da düzenlediği basın toplantısında...(Arşiv) (AA Arşivi - Anadolu Ajansı)
Mühendisliğin Gizemli Felsefesi

"Mimar ve mühendisler, özde aynı olmakla birlikte, her ülkenin ekonomik-sanayi kalkınma durumlarına göre farklılıklar arzetmektedir....

Nazan Bekiroğlu Cihaz
“C İ H A Z”

"Anlatırlardı da aklı almazdı. Tam on sekiz yıl ezan bu minarelerden Türkçe okunmuştu. Türkçe anadiliydi...

Kapat