21.yy için temel komplo neden İran’da başlatıldı

  • 12 Kasım 2016
21.yy için temel komplo neden İran’da başlatıldı

"Kemiyet bir yana keyfiyete el atmak gerekiyordu yani Sünni gücü azaltmak, Şii gücü artırmak ta ki güç terazisinin kefeleri eşitleninceye kadar.

Yoksa “Yüz yıllara uzanan genetik yılgınlığı ruhunun bir parçası şeklini almış olan Şia”nın Sünniliğe ve Sünnilere karşı topyekun bir saldırıya kalkışması zordu hatta imkansız! İşte bu sebeple “Grand Yatırım” İran’a yapıldı.

İran’dan yapılan devrim ihracının asıl ereği başkaydı; istenen, mihver ülkelerdeki pasif/edilgen/yarı uykulu Şii unsurların ihtilalci genetiğini uyandırmaktı.

Topal ayakları tamir için Suriye’de Nuseyriyan Alevilik, SDECE’nin bir makas darbesiyle iktidara getirildi; bununla Şii zihinlerde “Evet, biz de muktedir olur, iktidara gelir, Sünnileri idare edermişiz.” düşüncesi oluşturulmak ve yok olan kendine güveni inşa etmek istenmişti. İstenen Suriye’de başarıldı ve fakat asıl coğrafyada yani Irak’ta olmadı. Ya da orada bir başka yöntem denendi: Şiileri savaş içinde bilemek ve bilinçlendirmek…

Baba Bush, Sünni iktidarı yıktı, Şiilere yol açtı. Fakat Şiiler, Kürtler kadar bile olamadılar ve Güney Irak halkı üzerindeki “Tarihi Çekingenlik” devam etti.

Bunun üzerine “2. Körfez Müdahalesi” yapıldı ve oğul Bush, idarenin anahtarını bizzat kendisi teslim etti Şiilere. U.S Army, bölgede tam bir “Sünni süpürmesi” yaptı.

Derin Dünya her ne yaparsa yapsın Şiiliği bir savaş unsuru olarak Sünniliğin karşısına dikemeyeceğini biliyordu. Bir şey hariç…

Hariç olan şey Nükleer güçtü ve böylece İran’ın nükleer güç hâline getirilmesi kararlaştırıldı.

Bu durakta bir şeye dikkatinizi çekmeden geçmeyelim:

Batı, İran’la anlaşma yoluna girdiği andan itibaren Türkiye ile külâhları değişti; farkında mısınız?"

21.yy için temel komplo neden İran’da başlatıldı

Ahmet Yozgat | Derindunya.com

Ulus semtinde, Heykel’in yanından geçip kaleye çıkan Hisarpark Caddesi’nde sol tarafta sekiz on katlı bir otel vardı: Paris Oteli

Bu otelde kara sakallı, kara sarıklı, kara gözlü ve kara üstlüklü ihtiyar bir adam kalıyordu. Kara düşkünü bu adam İran'lıydı ve sıradan biri değildi; bir “Ayetullah”tı ve adı Humeyni idi. O yıllarda doğu komşumuza, elli yıl evvel, bir elçilik darbesiyle el koymuş olan “Sonradan görme” ya da “Çakma Şah” Kavas Rıza Pehlevi’nin oğlu hakimdi.

İkinci Dünya Harbi’nin arkasından gelen dönüşüm yıllarında, Türkiye’de Menderes iktidara geldiği sırada İran’da da milli eğilimler içindeki, Türk kökenli olduğu söylenen Musaddık oturmuştu başbakanlık koltuğuna. Dünyanın yeni efendisi Sam Amca buna müsaade etmedi ve başarılı bir CIA operasyonu olan Ajax darbesiyle idareye el koydu. Böylece Avrupa çizgisindeki İran, ABD’nin nüfus alanı içine girdi. Bu itibarla doğu komşumuz, “21. Yüzyılın eşiğinde Küresel Komplo”nun eylem alanlarından biri belki de birincisi oldu.

Ortadoğu’da en stratejik istasyonunu  Atlantik ötesine kaptıran ve o yıllarda “Demir-Kömür Birliği”nin temellerini atma çalışması içinde olan “Avrupalı Babalar” yenilgiyi kabullenecek değillerdi ya. İran’a çengellerini attılar. Böylece “Paris Oteli Operasyonu” başlamış oldu.

21. Yüzyıl için Temel Komplo neden İran’da başlatıldı?” sorusunun cevabını arayalım: Efendim, İslam’ın en zayıf halkasının “Şii halkası” olduğunu ispatlamamıza mahal yok; bunu herkes biliyor ve bilinen bir başka şey Şia demek İran demektir. İşte, sebep bu!

“Tötonik” fitne merkezleri şimdiye kadar yüzlerce yıla uzanan “Haçlı Seferleri” düzenlemiş İslam imparatorluklarını çökertmiş, Müslüman diyarlarını işgal etmiş lakin din mevzuunda “Yel, kayadan bir şey kopartamamıştı.” İslamiyet, her yüzyılda mücedditleriyle kendini yenileye yenileye yoluna devam ediyordu. “Tötonik somon pehlivanları”na mücadelenin püf noktasını gösteren yine bir İbrani olmuştu; Galiba o İsrailiydi… Vaktiyle, kendisi de bir Judik olan Majeste’nin Başbakanı, “Avam Kamarası”nın kürsüsüne, elinde bir yaldızlı Kur’an alarak çıkmış; “Bunu silmediğiniz sürece, Müslümanları yok edemezsiniz!” diye hedef göstermişti.

Ve fitne merkezleri elbirliği hâlinde dinin kalbine saldırıyorlardı: Doğrudan Kur’an’a, İslam’ın bizzat kendisine…

Ancak bu kez taktik farklıydı ve tabir caiz değil ama biz, yine de kestirmeden yazalım; “İti ite kırdırmak!” yeni savaşın temel kuralıydı. Yumuşak karın “Zayıf Halka” dan koparılacaktı. Kısaca, plânlanan Sünni-Şii savaşıydı.

Bu düzlemde bir sorun vardı: İki milyarı bulan Müslüman nüfusu içerisinde Şia’nın payına düşen en kabadayı şekliyle yüz, bilemedin yüz elli milyondu hadi iki yüz olsun yani genel içinde yüzde on… Derin komplonun dişinin kovuğuna bile yetmeyen bir sayı… Bu durumda ne yapmak lazımdı? Basit: Kemiyet bir yana keyfiyete el atmak gerekiyordu yani Sünni gücü azaltmak, Şii gücü artırmak ta ki güç terazisinin kefeleri eşitleninceye kadar.

Yoksa “Yüz yıllara uzanan genetik yılgınlığı ruhunun bir parçası şeklini almış olan Şia”nın Sünniliğe ve Sünnilere karşı topyekun bir saldırıya kalkışması zordu hatta imkansız!

İşte bu sebeple “Grand Yatırım” İran’a yapıldı.

Evvela Paris oteli operasyonuyla ve bir “Tanrısal Kahraman” yaratmak amacıyla “kara sarıklı adam” SDECE elemanlarının yönlendirmesiyle Pagi’ye (Lütfen Fransız Aksanıyla…) götürüldü. Ondan sonrası karanlık… Pagi’de kimlerle görüştürüldü, bu görüşmelerde neler konuşuldu, operasyonun adı hangi görüşmelerden sonra “İkinci AjaxOperation”a dönüştürüldü, (Lütfen, Ajax sözcüğünü Alman aksanıyla telaffuz ediniz.) işin finansmanı kim tarafından sağlandı, ne kadar sermaye kondu ben bilmem ağam bilir.

Ve Operasyonun finali… “İmam” doğrusu bilemiyorum fakat galiba bir Fransız uçağıyla Tahran’a indi. Peki, indiğinde ona, refakat eden hangi ülkenin gazeteci kimlikli gizli servis elemanlarıydı? Mutlaka İmam’ın yanındaki koltuklarda Fransız SDECE görevlileri oturuyorlardı; diğer yolcular ise Alman BND’sine bağlı olmalıydı, yolcuların aralarında İngiliz M16’sından da eleman var mıydı ya MOSSAD ve CIA’dan… İranlı “Ağır Abiler” yanlış anlamasınlar sakın; fakir sadece bu soruların cevabını istiyor. Siz cevap olarak; “İmam Tahran’a İran uçağıyla geldi ve yanında diğer Ayetullahlar ve Şii din adamları vardı.” deyin size inanalım ve böyle “Bozguncu yazılar” yazmayalım.

Devam edelim: İran’da bir “İslam Cumhuriyeti” kurmak, Şii gücünü, Sünni gücünün karşısında dayanabilecek siklete çıkartabilir miydi? Hayır. Bu durumda terazinin Şii kefesini daha da artırmak gerekiyordu. Bunun üzerine, İran’ın eski alışkanlığı harekete geçirildi; Şah İsmail yöntemiyle Müslüman ülkelere “Devrim İhracı” çalışmaları başlatıldı. “Modern Dailer” başta Türkiye olmak üzere bölgeye sevkedildi. O yılları anımsayınız lütfen; ülkemizde bir “Humeynicilik” akımı doğmuş hatta bu akıma kendini kaptıran kimileri mezhep değiştirip Caferi olmuşu. İşte, Sünniler arasından devşirilen ilk cihatçı damar bu şekilde Afganistan güzergahına döşenmiş ve batıdan doğuya sirkülasyon başlatılmıştı. Onlar, Elbruz Dağları geçitlerinden Afganistan yaylalarına akadursun

Biz, geri dönelim: İran’dan yapılan devrim ihracının asıl ereği başkaydı; istenen, mihver ülkelerdeki pasif/edilgen/yarı uykulu Şii unsurların ihtilalci genetiğini uyandırmaktı. Böylece üzerlerinden uyku örtüsü sıyrılan “imametçi” kitleler, arkalarını “Güçlü İran”a dayayacak ve kendilerine gelen güvenle birlikte, ülkelerinde hükümran Sünni idareler karşısında “Sıffin savaşçıları”na döneceklerdi. Belki bu plânın senaristleri, Şii unsurların “Hüf!” deyince ayağa fırlayacak ve “Zülfikar”ı kapanların meydanlara fırlayacağını sanıyorlardı lakin öyle olmadı. Şii kitleler uyumaya ve Sünni iktidarlar karşısında “ezeli korkularına gömülerek” ya da sağduyuya müracat ederek “efendice” yaşamaya devam ettiler. Türkiye’de bir uyanış yaşandı lakin onlarda “Yavuz tedirginliği”ni üzerlerinden atamadılar. Maraş, Çorum, Sivas, Madımak ve Başbağlar provokasyonlarına rağmen kitleler harekete geçirilemedi. Hatta “Eli Zülfikar tutacak olan Evlad-ı Kerbela” ülkeden kaçıp Avrupa’da mülteci yaşamayı tercih etti. Olsun! Derin German BND elemanları, ayaklarına kadar gelen “Kerbelayan”a çengel atmakta gecikmedi ve “98 Kuşağı Marksizmi”nin üzerine “Alisiz Alevilik” diye bir başka klasör açtı ve malzeme biriktirmeye koyuldu. İşte DHKP-C, Tikko vs tipi örgütler, o malzemeden üretildi. 79 Ajax Operasyonu’nun, ülkemiz üzerindeki etkisi, bu minval üzerinden devam ededursun…

Biz inelim güneye… İranizm’in etkisinin en çok hissedilmesi istenen bölge “Arap Ortadoğusu”ydu zira “Şia’nın Kâbesi sayılan Kerbela” oradaydı; Kerbela’nın vatanı Irak’ta ciddi bir Şii nüfus vardı ve “Arap Aleviliği” Türklere has “Kızılbaşlık”tan daha çok benzeşmekteydi İran Şiasıyla…

Ancak bu durakta da bir sorun vardı: Daha çok benzeşiyor olmasına rağmen Arap Aleviliği, yüz yıllara uzanan zaman içinde, Sünni idarelerin terbiyesinden geçmiş, devrimci karakteri iğdiş olmuş, edilgen bir meşrep geliştirmiş; en önemlisi, Sünni kardeşlerle beraber yaşama kültürü geliştirmişti. Sayılan bu argümanlar, temel plânın topal ayaklarıydı ne yazık ki…

Topal ayakları tamir için Suriye’de Nuseyriyan Alevilik, SDECE’nin bir makas darbesiyle iktidara getirildi; bununla Şii zihinlerde “Evet, biz de muktedir olur, iktidara gelir, Sünnileri idare edermişiz.” düşüncesi oluşturulmak ve yok olan kendine güveni inşa etmek istenmişti. İstenen Suriye’de başarıldı ve fakat asıl coğrafyada yani Irak’ta olmadı. Ya da orada bir başka yöntem denendi: Şiileri savaş içinde bilemek ve bilinçlendirmek

Bunun için “Sekiz Yıl Savaşları” başlatıldı; İran’la Irak 1980-88 aralığında acımasızca vuruşturuldu. Böylece Irak içerisindeki yüzde seksenlik Şia varlığının uyanması, Sünni devlete başkaldırması, en azından Bağdat’a düşman olması, İran sempatisi geliştirmesi ve istenen isyan hareketini başlatması istenmişti lakin istenen yine olmadı. Bunun üzerine doğrudan müdahale gerekti ve “Körfez Harekatları” başlatıldı. Baba Bush, Sünni iktidarı yıktı, Şiilere yol açtı. Fakat Şiiler, Kürtler kadar bile olamadılar ve Güney Irak halkı üzerindeki “Tarihi Çekingenlik” devam etti.

Bunun üzerine “2. Körfez Müdahalesi” yapıldı ve oğul Bush, idarenin anahtarını bizzat kendisi teslim etti Şiilere, Üzerlerindeki korkuyu atsınlar diye başta Saddam olmak üzere “Tikrit Sünnileri”nin tamamını, cümlealemin gözü önünde astı. U.S Army, bölgede tam bir “Sünni süpürmesi” yaptı; dişe dokunur herkesi havaya savurdu. İşini tamamlayan Sam amca, Irak’tan kendisi çekilirken, Bağdat tahtına oturttuğu “Şii Maliki İdaresi”ni İran’a emanet etti. Bağdat’ı Nuseyri Suriye ile komşu, Şam üstünden Lübnan’la temas eder hâle getirdi. Böylece kökü Kum’da, bir ucu Bahreyn’de diğer ucu Yemen’e inen “Şii Hilâli” şekillenmeye başlıyordu ve bölgedeki Şii nüfusa, Kum’lu Dailer –Ki artık onlar SAVAMA ajanlarıydı.- tarafından “Sasani Ruhu” üflenmeye başlamış ve sözünü ettiğimiz “Güç Terazisi” eşitlenme yoluna girmişti.

Öte yandan “Derin Dünya” durmuyor ve insanlık önünde İslam’ı “Lânetli” duruma getirecek her türlü numarayı yapmaya devam ediyordu: Bu lânetin adı İslamofobia idi ve aslında bu fobi İslam değil Sünnilikti ve lanetlenen bütün Müslümanlar değil sadece Sünnilerdi.

Hay Allah! Atın büyüğünü ahırda unuttuk: Derin Dünya her ne yaparsa yapsın Şiiliği bir savaş unsuru olarak Sünniliğin karşısına dikemeyeceğini biliyordu. Bir şey hariç…

Hariç olan şey Nükleer güçtü ve böylece İran’ın nükleer güç hâline getirilmesi kararlaştırıldı. Fransız, Alman, Rus nükleik şirketleri, İran’ın nükleer güç olması için yönlendirildi; Buşehr’deki yer altı sığınaklarında otomatik sarnıçlar kaynatılmaya başlandı. Uranyum ihtiyacı, dağılan Komünistlerin Kızıl Ordu’sunun, Rus pazarlarına düşen nükleer artıklarıyla karşılandı. Üstelik bu uranyum hareketi, Türkiye üzerinden yapıldı. Ne yazık ki ülkemiz, bu fırsatı değerlendiremedi ve nükleik yakıtı, kendi elleriyle teslim etti “Çaldıran artıkları”na.

Bu arada, Batılı devletler boş durmadı ve sürekli “Buşehr faaliyeti”ni kışkırttı: “Vuracağım ha, kıracağım ha!” salvolarıyla işi hızlandırmak için ne lazım geliyorsa yaptı. Biz zavallılar da için için sevindik; Pakistan’ı unutarak, “İslami bomba geliyor!” diye. Ne yazık ki o bombanın İslami değil, “Şii Bombası” olduğunu hiç aklımıza getirmedik. Hatta Birleşmiş Milletler’de bile, devlet olarak “Nükleik Şia”nın arkasında durduk. Tırnak içinde yazıyorum; “Biz Türkiye’ye yani Ana İslam damarına karşı üretilen Şia Bombası’nın, İsrail’e ve Batı’ya karşı kotarıldığı yanlışına düştük ve hâlâ düştüğümüz yerdeyiz.”

Bugün… Ortadoğu da bir “Şii-Sünni Savaşı” fiilen başladığına göre, terazinin dengesini sağlayacak son okka Şia kefesine konmuş demektir: Gözünüz aydın kelaynaklar! “Ayetullah Bombası” yapıldı. Bu yüzden, birkaç ay evvel Ruhani, Batılılarla anlaşma masasına oturdu. Artık Kumlu Şah İsmail, artık nükleer güç… Tıpkı İsrael gibi, Hindistan gibi, Amerika ve diğerleri gibi…

Bu durakta bir şeye dikkatinizi çekmeden geçmeyelim:

Batı, İran’la anlaşma yoluna girdiği andan itibaren Türkiye ile külâhları değişti; farkında mısınız?

 

İLGİLİ YAZILAR

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
baykal-ecevit-e1439484673659
CHP Hangi Ekolden?

"İlk 10 yılında İngiliz Ekolü’nün enstrümanı olarak idare etti devleti. (1924-1933 aralığında). Ondan sonra biz, CHP’yi Fransız Ekolünde...

5736ea9418c773698cf60aa7
Kemal Karpat:”Demokrasiyi genişletebilirse,Erdoğan tarihe olumlu geçer”

"Osmanlı'da Müslüman topluluklar, Türkler, Arnavutlar, Boşnaklar bu defa yeni bir kimlik altında bir siyasi topluma...

ken_loach
Ken Loach:”Sorun Sistemdeki Bozukluklar Değil, Sistem”

"Onlar için işler yolunda. Onların sistemi istedikleri şekilde işliyor. Bu, sınırsız güçlere sahip çok uluslu...

Kapat